5 Mayıs 2012 Cumartesi

SESLİ DEFTER: Fotoğrafçı Nadir Buçan: “Konvansiyonel fotoğrafı sayısaldan daha değerli buluyorum”.


Nadir Buçan: “Konvansiyonel fotoğrafı sayısaldan daha değerli buluyorum”.


Fotoğrafçı Nadir Buçan, Ankara İlef mezunu. Ankara’dan Van Yüzüncü yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde öğretim görevlisi olunca ayrılan Buçan, Van depremi öncesinde çektiği fotoğraflardan oluşan “Benim Gördüğüm Van Şimdi Yerle Bir” adlı sergisiyle yeniden kentimizde. Nadir Buçan bize fotoğrafa bakışını ve Van’ın objektifinde bıraktığı izleri anlattı.     
           
Nasıl başladınız fotoğraf çekmeye?
İLEF (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi) öğrencisiyken almış olduğum Temel Fotoğraf dersi sayesinde fotoğraf çekmeye başladım. Sanırım 1999 yılıydı. Ayrıca okuldaki fotoğraf atölyesinde değerli hocalarım Atila Cangır ve Hatice Kurt’la birlikte çalışma şansına sahip oldum. Sayısal fotoğrafın henüz egemenliğini ilan etmediği bir dönemdi. Film kullanıyordum ve banyodan baskıya kadar fotoğrafın her aşamasında bulunuyordum. Karanlık odada agrandizörde pozlanmış fotoğrafın solüsyon içinde yavaş yavaş oluşumuna şahit olmak büyüleyici bir deneyimdi benim için.
Telefonlar, dijital kameralar, sosyal medyadaki fotoğraf kullanımları derken, teknoloji fotoğrafla ilişkimizi değiştiriyor sanki. Bu değişim fotoğrafın sanatsal değerini yıpratan bir şey mi?
Ben fotoğraf çekmeye bir analog makineyle başladım. Filmlerin banyosunu ve baskısını kendim yapıyordum. O zamanlar bir fotoğraf için daha fazla zaman ve emek harcıyorduk. Karanlıkodaya sabah girer akşam çıkardım. Bu da o fotoğrafın değerini arttıran bir durumdu. Bir iş için ne kadar çok emek harcıyorsanız o iş o kadar değerlidir. Bir de film kullanırken çekebileceğiniz kare sayısının sınırlı olması sizi daha dikkatli ve seçici olmaya itiyordu. Şimdilerde ise adeta makineli tüfek kullanır gibi çekimler yapıyoruz. Konvansiyonel fotoğrafı sayısaldan daha değerli buluyorum.
Kendi fotoğrafçılık anlayışınızı nasıl tanımlarsınız?
Belgesel fotoğraf diyebiliriz. Daha çok insan fotoğrafları çekiyorum. Tabii önce onlarla vakit geçirmeye ve onları dinlemeye özen gösteriyorum. Kısacası önce arkadaşlık kuruyorum. Çoğu kez uzun soluklu bir ilişki gelişiyor. Çekim bittikten sonra da onlarla görüşmeye, fotoğrafları kendileriyle paylaşmaya çalışıyorum.
            Bir fotoğrafçı için Ankara’dan sonra Van’da olmak nasıl bir deneyim?
Yaklaşık bir buçuk yıldır Van'da yaşıyorum ve burada bulunduğum süreyi bir fotoğraf projesi olarak görüyorum. Van Türkiye'nin en güzel illerinden biri. Gölü, adaları, dağları, kaleleri, kiliseleri, güzel gözlü kedileri ve insanıyla bir fotoğrafçı için bulunmaz bir nimet. Görselliği olan bir şehir Van. Urartular şehre Tuşba adını vermişler. Tuşba 'güneş şehri' anlamına geliyor. Burada güneş yüzünü hiç eksik etmiyor. Midyat - Van arasını bir ayda yürüyerek kateden göçer kadınlar, savaş nedeniyle yurtlarından koparılan Kırgızlar, kerpiç bakkal dükkânı, Altınsaç koyu, Göründü Yaylası'ndaki berivanlar, ıssız Ermeni köyü Ağın, yabani atlar, çobanların ıssız yalnızlığı. Hepsi de benim için daha önce karşılaşmadığım deneyimlerdi ve hepsini fotoğrafa borçluyum.
Depremle gelen yıkıma tanıklık nasıl etkiledi sizi, çalışmalarınızı?
Sergideki fotoğrafların tamamına yakını deprem öncesinde çekildi. Deprem sonrası Van'ı öğrencilerimle birlikte bir belgesel filmle anlatmayı tercih ettik. Bu proje öğrencilerim için de ilk ciddi çalışma. Geçen yıl öğrendikleri şeyleri bu proje sayesinde uygulama şansına sahip oldular. Şu an belgeselin postprodüksiyon aşamasındayız. Otuz saniye içinde her şey değişti. İnsanlar evlerini kaybetti. Van bir süre hayalet şehir görünümündeydi. Havaların ısınmasıyla şehre dönüşler başladı. Yaşam konteyner kentlerde ve çadırlarda devam ediyor.

Van fotoğraflarınız, fotoğrafın sanatsal değerinin yanı sıra belgesel değerini de ön plana çıkarıyor.
            Kesinlikle. Sergideki fotoğraflardan biri tarihi bir minarenin tepesindeki çocuklar… Artık oraya çıkmak pek mümkün olmayacak. Bir de ilk depremden bir gün önce çektiğim fakat bu sergide kullanmadığım bir fotoğraf var. Depremle yerle bir olan Alaköy'ün eski PTT binası… Depremden üç ay sonra oraya tekrar gittiğimde bina yerinde yoktu. Bence bu fotoğraflar deprem öncesini yansıtan birer belge niteliği kazandı.
Sergiyle ilgili eklemek istedikleriniz?
Aslında bu sergiyi bir kaç yıl sonra açmayı planlıyordum. Fakat yaşanan deprem bu tarihi öne çekti. Fotoğrafları tek başıma seçmemeye özen gösterdim. Arkadaşlarımın ve hocalarımın eleştirilerini dikkate aldım. İlk sergi 7 Mart'da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde açılmıştı. Ankara’daki sergimiz ise 2 Mayıs- 12 Mayıs tarihleri arasında A. Ü. İLEF-Ahmet Taner Kışlalı Sanatevi'nde gezilebilecek.

Uzun metin.
Cumhuriyet Ankara 5.5.2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder